Hangi Diyetisyeni Seçmeli?

Gireceğiniz diyet’in:

  • Bir-iki aylık bir kısıtlayıcı “başaracağız” ana fikirli şok kilo kaybından ibaret olmadığını,
  • Sizin için doğru ve uygun beslenmeyi öğrenirken bir yandan da bu öğrendiklerinizi hayatınıza adapte etme ve yeni alışkanlıklar kazanma denemeleriniz olduğunu,
  • Değişen ihtiyaç, hayat şartları ve hızınıza göre aylara, yıllara hatta yaşam biçimi haline gelerek bir ömre yayılabileceğini,

Lütfen unutmayın.

Şok kilo kaybını değil, anlaşabildiğiniz birini arayın.

Çalıştığınız süre zarfında yanında olmaktan; vakit geçirmekten rahatsızlık duymadığınız, hatta “keyif aldığınız” bir uzmanı arayın.

Verdiği liste uygulanmadığı için sizi “motive etmek adına” azarlamak ya da sınırlı bir iletişimi tekrarlamaktan öte, size her görüşmede farklı şeyler katmaya çalışan, ne kadar yoğun olursa olsun dikkatinin size yönlendirildiğini hissettiğiniz, hayata ve sağlığa bakış açılarınızın yakın olduğu, özetle “kafanızın uyuştuğu” biri ile çalışmaya bakın ki;

Bu süreçten sadece kilo değil, özgüveninizi de kaybederek çıkmayın.

Ayrıca tek kazancınız verdiğiniz kilolar değil, kendinize ve beslenmeye dair kazandığınız bilgi, iç görü ve alışkanlıklar olsun.

Kilo Alma Korkusu

Kilo alma hissinin sizde kaygı, korku, rahatsızlık yarattığını ifade fark ettiğiniz oluyor mu?

Çoğumuz bu hissi yaşıyoruz. Bazen “gerçekten” yediğimizi farkettiğimiz, son zamanlarda kendimize dikkat etmeyi bıraktığımız gerçeği ile yüzleştiğimiz bir an geliyor, bir şeyler yapmalı düşüncesine kapılıyor böyle hissediyoruz.

Bu tamamen doğal.

Asıl değineceğim konu; “sağlıklı-temiz beslenme” tanımlarına sığan-sığmayan tüm besinleri, metabolizmalarını altüst edecek azlık ve seyreklikte tükettiği halde, en ufak bir şişkinlik-fazla kaçırma durumunda kilo aldığını düşünen ve bunu aynada görüyor olanlar.

Başlığımıza dönelim:

Hayır, obezite bir “his” değil. Obezite; “sağlıklı sınırların” üstünde yağ kütlesine sahip olma durumu ve yaratabildiği sağlığı tehdit etme riski taşıyan etkilerinden dolayı bir hastalık hali olarak tanımlanmaktadır.

Obez tanımına uyan bir beden yapısına sahip olsanız da, öyle hissetmeyebilir ve tartıya her çıktığınızda şaşkınlık duyup “Hayııııır! Bu ağırlık benim vücudumun mu?” Şaşkınlığı yaşayabilir ve gayet sağlıklı da olabilirsiniz.

Gerçekliğiniz, her zaman hissettiğiniz olmayabilir.

Aynı şekilde, son derece zayıf gözüktüğü için sağlıklı olduğu varsayılan ama kilo alma kaygısı yüzünden kendisini sürekli maruz bıraktığı yetersiz beslenme nedeniyle kan değerleri alarm çanları çalan birisi, -aslında bedeninin, ihtiyaçlarını karşılamak için tetiklediği- bir “atak” sonrası kendini kontrol edemediği, alıştığından fazla yemekten kendini alamadığı için “obez” hissediyor de olabilir.

Sağlık için kilo alması gereken bir kişi, hala fazlası olduğunu düşünüp kilo vermek için debelenebilir.

Hayat garip. İnsan ruhu da.

Bunu böyle bırakıp feneri olası suçlulara tutalım, çözüm arayalım.

Suçlu:

Zayıflığı, güzellik ve sağlıklı olma haliyle eşleştiren diyet kültürü.

Zayıf olma haliyle kazanılacağı düşünülen mutluluk zenginlik iyilik halini korumak ve arttırmak için hep daha fazlasını (daha zayıf olmayı) istemek.. Çünkü zayıf gözükmenin, toplum tarafından hepimize daha kontrollü, daha başarılı olmak gibi hissettirilmesi. Kilo almanın başarısızlık ve sorumsuzlukla eş anlamlı bulunması.

Keto Nasıl Yapılır?

Ketojenik ve düşük karbonhidrat beslenme sistemleri ağırlıklı çalışan bir diyetisyen olarak izlemenizde fayda olduğunu düşündüğüm adımları özetlersek:

Beslenme ve sağlık öykülerinizi değerlendirin. Genel bir sağlık kontrolünden geçerek “diyet yapmaya” ve ketojenik beslenmeye uygunluğunuzu inceleyin. Hedeflerinizi, hayat şartları ve imkanlarınızı gözden geçirin.

Ketojenik diyeti elinizden geldiğince araştırın. Anlayın. Temel besin öğeleri, makroelektrolitketon gibi kavramları öğrenin. Karşıt görüşlü kaynaklar ve uzmanlar da dahil olmak üzere bolca kişiye danışın ve elinizdeki verileri objektif olarak değerlendirin. Mümkünse bir uzman desteği ile diyetinizi birlikte planlayın.

Süreç boyunca karşılaşabileceğiniz zor günlere ve sosyal baskı‘ya karşı güçlü ve destekleyici bir çevre oluşturmak için elinizden geleni yapın. (Eşiniz, aileniz, kankiniz, facebook dayanışma grupları, gözetiminde olduğunuz uzmanlar; çevrenizde kim varsa.)

Süreci yalnızca kilo kaybı odaklı yürütmeyin. Bedeninizin işleyişinde ve kompozisyonunda bir gecede olmayacak köklü bir değişiklik yapmaya çalışıyorsunuz. Yavaş ve emin adımlarla ilerleyin, hazır hissettiğinizde aralıklı oruç ve sporu da kontrollü şekillerde dahil edin.

Gittikçe kolaylaşan, zaman kazandıran ve keyif verici hale gelen bu beslenme sisteminin keyfini “büyük güç büyük sorumluluk getirir” mottosu ile çıkarın.

Dikkat edilecek nokta:

Kendinizi ne kadar muhteşem/sağlıklı/güzel hissederseniz hissedin yine de uç noktalardan ve fanatiklikten kaçınmaya çalışın.
Yenilikleri düzenli olarak takip edin ve farklı fikirlere her zaman açık olun. İnsanları azarlamak yerine destek ve fikir verin, motive edin, paylaşın.

Evet, dizi çoğumuz için kötü bitmiş olabilir, ama ketojenik hikayenizin gidişatı sizin elinizde.

Ketojenik Diyette Kaçamak

Ketojenik beslenmede belki de en zorlanılan ve hakkında en çok soru aldığım konulardan biri de kaçamaklar ve yapılma sıklığı.

Bir süreliğine, diyelim ki 3-6 ay süre ile ketojenik beslenmeyi planlıyorsunuz. Özellikle adaptasyon aşamasında (ilk ay) olabildiğince basit düşünmeli, öğünlerinizde ne yediğinizi bileceğiniz – makroları takip edebileceğiniz- bir şekilde planlayarak götürebilmelisiniz ki temelleri sağlam atıp etkileri tam anlamıyla gözlemleyebilme şansınız olsun.

Ketojenik beslenme eğer ağır bir antrenman programına sahip bir atlet değilseniz (ki muhtemelen değilsiniz) öğünlerde düzenli karb. (bakliyat-ekmek- yarım tabak pilav vb.) alımını ya da bir kaç günde bir yenilen tatlıyı – fazla meyveyi, ne yazık ki kaldırmaz.

Anlayacağınız, düzenli şekilde ketojenik beslenmek istiyorsanız “kaçamak” kavramına bakış açınızı değiştirmeniz gerekli.

Özellikle adaptasyon aşamasında kişinin çoğu zaman kendinibadem unları, krem peynirler, stevia/eritritol ile yapılan “hamur işleri” ve tatlılara boğması, hindistan cevizi yağlı kahvelere sırtını yaslayıp beslenmenin temel prensiplerini ihmal etmesi, orta ve uzun vadede istenilen sonuçlara ulaşılmasını ne yazık ki – en “tatlı” şekilde söylersem, engelliyor!

Bazı şeyleri kafanızda bitirmediğiniz, en azından planlı bir süreliğine belli alışkanlıklarınızdan neredeyse “tamamen” vazgeçmeye hazır olmadığınız sürece ketojenik beslenme sizin için uygun olmayabilir.

“Herkes ketojenik beslenmeli, sağlıklı olmanın tek şartı bu” diye bir kural yok.

Kendinize karşı dürüst olun:

İttir-kaktır sürdürdüğünüz, “sonuç alamadım!” deyip bırakacağınız bir ketojenik diyet yerine; çıtayı düşük ama sürdürülebilir tutup kendinizi keskin yasaklarla tartmadan, hakkını vererek yapacağınız düşük karbonhidratlı bir beslenme modeliyle daha iyi hissedebilir, daha iyi sonuçlar alabilirsiniz.

Eğer yönetebiliyorsanız süreç ya hep ya hiçya siyah ya beyaz tarzında olmak zorunda değil, zira sürdürebilirlik en önemli şey.